Pzt - Cmt 11.00 - 19.00 Pazar Kapalı

(0212) 561 29 49

Bakırköy/İstanbul

Top

Eşler Evlilik Terapisine Nasıl Bir Ruh Haliyle Başvurabiliyor?

Evlilik Nedir? Ne Değildir?

Evlilik, en klasik tanımıyla; “hayat arkadaşlığıdır”. Kimi eşlerin arasındaki ilişki; gerçek bir hayat arkadaşlığı olmasa da; yine de her şeye rağmen bir “hayat ortaklığıdır”.

Bazı insanlar; sadece kendisinin etrafında dönen, tek kişilik bir dünya ister. Halbuki; evlilik de, hayat da, tek kişilik değildir. Evlilik; sadece bir tek eşin seçimleriyle, kararlarıyla, kontrolüyle yürütülemez. İhtiyaçların tamamını karşılayabilecek ideal bir evlilik yoktur. Yetişkin dünyasında hayat da, evlilik de karşılıklıdır.

Evlilik Terapisine Nasıl Başvuruluyor?

Evli bir çift, evlilik terapisine başvurduğunda; eşlerden birinin, evlilik terapisiyle ilgili beklentisi, diğer eşe göre daha fazla olabiliyor. Genel olarak kadınlar; erkeklere göre işbirliğine, uzlaşmaya, yardım arayışına daha yatkın görünüyorlar. Çoğu zaman; erkekler, evlilik terapisine daha gönülsüz başvuruyorlar.

Eşlerin; evlilik terapisinden öncelikli beklentileri; evlilikte kimin haklı veya kimin haksız olduğunun bir uzman tarafından kendilerine söylenmesi olabiliyor maalesef. Ya da; eşler, evlilikte yaşadıkları ciddi sorunların, sadece terapistin basit önerileriyle kolayca çözülmesini bekliyorlar.       Çoğu zaman eşler; evlilik terapisinden tam olarak ne istediklerini bilmiyor bir halde terapiye başvurmuş da olabiliyorlar. Çünkü günümüzde çoğu insan; kendi hayatından da, hayat arkadaşından da ne beklediğine, ne istediğine, ne hissettiğine pek kafa yormuyor artık.

Pek çok insan; hayatını ve evliliğini sanki bir makine veya robot gibi, bir ruhu yokmuş gibi sürdürüyor. Otomatikleşmiş “görev ve sorumluluklar” içinde koşturarak, kendi hayatını ve evliliğini tüketiyor. Her insanda; birbiriyle çelişen birçok eğilim vardır: Mesela; aslında annemize, babamıza ve içinde yaşadığımız topluma ait bazı katı kuralları, hiç sorgulamadan sanki kendi kurallarımız gibi aynen kabul ederiz ve çoğu zaman o katı kurallarla kendimizi insafsızca yargılayıp ve kendimizi suçlama eğilimimiz vardır. Fakat kimi zaman da sadece kendimizi haklı görme ve karşımızdakini suçlama eğilimimiz vardır.              

İki eş; bireysel olarak nelerden sorumlu olduğu ile nelerden sorumlu olmadığını netleştirmedikçe; kendini suçlamak, kendini, kendini savunmak ve karşındakini suçlamak şeklinde bir kısır döngünün içinde yorulur. Eşler kendini, hayatını ve hayat arkadaşını anlamaya çalışmadıkça; evlilikte yaşanan duygusal, cinsel, sosyal, ekonomik sorunlar; aynı kısır döngü içinde tekrar edip, her iki eşte de enerji ve zaman kaybına yol açar. Bu tatsız süreç; eşlerin her ikisini de giderek daha da yorar, bıktırır ve karşılıklı daha özensiz hale getirir. Eşlerin hem birbirlerine, kendi kendilerine saygıları azalır. Sevgi ve güvenleri hasar görür.

Hayat arkadaşıyla yaşanan bu yorucu süreç; hayatın her alanına olumsuz yansımaya başlar, giderek yaşam kalitesi düşer, hayattan ve evlilikten alınan tatmin düşer. Hayat ve hayat arkadaşlığı; çekilmez hale gelir. Hele bir de çocuklar varsa; içinden çıkmak daha da güçleşebilir. Çaresizlik ve sıkışmışlık duyguları oluşabilir.

Bu olumsuz duygularla; eşler birbirinden duygusal, cinsel ve sosyal olarak uzaklaşmaya, birlikte daha az vakit geçirmeye, hatta kopmaya başlayabilirler. Ortak hiçbir şey paylaşmaz ve yapmaz hale gelebilirler. Eşlerden birisi; kendini işine ve çalışmaya aşırı derecede verebilir, başka insanlara veya etkinliklere yönelmeler olabilir. Ya da tam tersi eve kapanmaya, kendi dünyasına gömülmeye veya kendisi için hiçbir şey yapmamaya dönüşebilir. Karşılıklı tahammülsüzlük, hassasiyet, öfke, sinirlilik ve ani parlamalar yaşanabilir.

Canı acıyan eş, can acıtmaya soyunabilir, amacını aşan incitici sözler veya davranışlar havada karşılıklı uçuşabilir. Sözel veya fiziksel şiddete dönüşebilir.Eşler arasında küçümseyici söz ve davranışlar, özellikle başkalarının yanında küçük düşürmeler, özensizlik, aşağılama, hakaret, küfür başlayabilir. Eşlerden birisi veya her ikisinde birden;  çok konuşma veya hiç konuşmama, hassasiyet, alınganlık, tavır, sitem, küskünlük görülebilir. Tek taraflı veya karşılıklı eleştiriler veya suçlamalar ilişkiyi giderek daha da yıpratır.

Eşler arasında zaman zaman geçici küsüp-barışmalar, ayrılıp-birleşmeler tekrar edebilir. Uzlaştırmak için araya üçüncü kişiler girebilir. Eşlerin köken ailelerinden, arkadaşlarından veya kendi çocuklarından birleştirici baskılar gelebilir. Ayrılma-birleşme süreci giderek laçkalaşabilir. Evlilikte yaşanan bu gerçek mağduriyetlerin hiçbiri şımarıklık, güçsüzlük, zayıflık, iradesizlik nedeniyle değildir.Çoğu kez altta yatan şey; bir akıl hastalığı, delilik veya aptallık hali de değildir. Eşlerde çoğu zaman psikiyatrik bir hastalık da yoktur. (Fakat bazı insanlar, eşinin psikolojik açıdan “normal olmadığına” inanır ve sanki bunu psikoterapiste teyit ettirmek istercesine eşini terapiye getirir.)Çoğu kez altta yatan şey; bir akıl hastalığı, delilik veya aptallık hali de değildir. Eşlerde çoğu zaman psikiyatrik bir hastalık da yoktur. (Fakat bazı insanlar, eşinin psikolojik açıdan “normal olmadığına” inanır ve sanki bunu psikoterapiste teyit ettirmek istercesine eşini terapiye getirir.)

Eşlerin yaşadığı gerçek mağduriyetler; zaman ilerledikçe alışmaya, uyuşmaya, kayıtsızlığa, aldırmazlığa, kanıksamaya ve bir kurtarıcı bekleyen kurban rolüne dönüşebilir. Halbuki; hiçbir insan, kendi kendini uyandırmadan, başka birisi tarafından uyandırılamaz: Kötü giden bir evlilikte de; bu ilke geçerlidir ve evlilikte gerçekten işe yarayabilecek yeni bir şeyler yapmak için “uyanmayı” eşler adına, tek başına psikoterapist de yapamaz.

 Fakat maalesef, insan ruhunda; kişisel zorlu bir mücadele vererek çıkış yolları aramaktansa, aynı çıkmaz sokakta dolaşma veya hazır kestirme yollar arama eğilimi vardır.  Ötelemeler, üstünü örtmeler, geçiştirmeler, ertelemeler, özensizlikler, ihmaller arttıkça artar.Tekrar eden kısır döngüler içinde yerinde saymaya alışmak, eşleri uyuşturur, evlilik ilişkisi yakınlığını ve derinliğini kaybeder. Evlilik her yönden fakirleşmeye başlar. Eşler; kendi hayatlarına ve hayat arkadaşlarına kayıtsız hale gelmeye başlarlar. Her iki eş de evliliğin tatsız durumu ve geleceği için kişisel inisiyatif almaz hale gelebilir.

Eşler birbirinin kişilik yapısını değiştirmeye çalışabilir ve umudunu buna yatırabilir. Veya, eşlerden birisi veya her ikisi; gerçekte olmadığı birisi gibi olmaya çalışabilir. Daha çok para, kariyer, başarı, güç, statü, prestij, mülkiyet sahibi olmanın; huzur ve mutluluk getireceğini sanarak yaşamlarını bunların üzerine kurup, gerçek hayatı ve gerçek bir hayat arkadaşlığını ıskalayabilirler. Eşler; kendi annelerinin, babalarının veya çocuklarının “üzüleceği” ve “onaylamayacağı” bir ayrılık kararına da cesaret edemeyerek, umutsuz ve çaresizce mutsuzluklarında sıkışıp kalabilirler.

Böylesi zamanlar geçiren eşler bir süre sonra evlilik terapisine başvurarak içinde bulundukları duruma bir çözüm arayabilirler.

Share
basarakman

No Comments

Post a Comment