Pzt - Cmt 11.00 - 19.00 Pazar Kapalı

(0212) 561 29 49

Bakırköy/İstanbul

Top

Evlilik Terapisi Nedir?

Evlilik terapisi; evlilikte yaşanabilen ve yukarıda özetlemeye çalışılan bu yorucu durumda, eşlerin, ilişkilerinde yaşadıkları tekrarlayıcı ve yıkıcı havayı, birlikte anlamaya çalışıp, seçeneklerini netleştirmeleri için, her iki eşe de psikolojik bazı yöntemler öneren, farklı bir sohbet çalışmasıdır.

Diğer bir tanımla; evlilik terapisi; evlilikte yaşanan olumsuzlukları, bir psikoterapist ile birlikte anlamaya çalışıp, evlilikteki mevcut yorucu durumu sürdürmekte ısrar etmek yerine, daha olumlu seçenekler oluşturma denemesidir. Tarafsız ve profesyonel bir üçüncü gözle beraber; mevcut duruma, sorunların veya ihtiyaçların kökenlerine, maliyetine ve seçeneklere bakmaktır. İnsan; kendini, hayatı ve hayat arkadaşını anlamaya çalışmadan, kendisiyle, hayatla veya hayat arkadaşıyla ilişkisindeki hiçbir şeyi gerçekten düzeltemez. Kişi; kendi hayatıyla ve hayat arkadaşıyla ilgili hisleriyle, ihtiyaçlarıyla, ikilemleriyle ve sorumluluklarıyla yüzleşmediği sürece, sorunlarını da gerçek anlamda çözemez.

“Eşimle konuşamıyoruz. Gerçekten çok yoruldum ve ne yapacağımı bilmiyorum”

Eğer bir insan; evliliğinde kendini yalnız, anlaşılmamış, değersiz, kırgın, kızgın, kararsız, çaresiz, hissediyorsa zaman geçtikçe umutsuzluğu artabilir, çabalasa bile, umutsuzca çabalaması kişiyi daha da yorabilir ve mutsuzlaştırabilir. Hayatta yalnız kalmaktan kaçındıkça, yalnızlığı derinleşebilir.

Eşlerden birisi, evliliğindeki olumsuz gidişatla ilgili artık yeni bir şey yapmak isterken, diğer eş kayıtsız kalmayı sürdürebilir. Evlilikteki problemlerin tekrarından; bir eş bunalmışsa, fakat diğer eşin çok ciddi bir memnuniyetsizliği yoksa süreç daha da yorucu hale gelip, evlilikteki mutsuzluk, sıcak veya soğuk bir savaş şeklinde sürdükçe sürebilir.

Evlilik ilişkisi; bir sakız gibi sündükçe sünebilir. Ayrılma-ayrılamama, evi terk etme-eve geri dönme süreçleri tekrarlanıp, “ayrılmak” ve “barışmak” kavramları yozlaşabilir, ilişki laçkalaşabilir (bir vidanın yalama olması gibi ne sağlamlaştırılabilir, ne çıkarılabilir.). Evlilik ilişkisinin zemini giderek kayganlaşabilir. Bu kaygan zeminde düşen eşlerin defalarca kalbi kırılabilir. Hele aynı kaygan ve kırılgan zemine kurulmuş o evde, çocuklar da varsa, o çocukların ruhu, kalıcı olarak hasar görebilir.

Çocuklar anne-babalarının evlilik ilişkilerindeki olumsuzluklardan kendilerini sorumlu görüp, arabuluculuğa soyunabilirler, anneyi veya babayı teselli etmeye çalışabilirler. Her çocuk; hem anneye, hem de babaya ihtiyaç duyar ve aslında sadece anneye veya sadece babaya taraf olamaz. Çocuk; arada kalmışlık duygusu yaşayabilir, sevme, sevilme, bağlanma, güven, emniyet, tehlike/tedbir, sorumluluk/suçluluk, iyi/kötü, doğru/yanlış, gibi kavramları geçici veya kalıcı hasar görebilir. Çocuğun ihtiyacı olan şey; huzurlu, güvenli, samimi, tutarlı ve istikrarlı bir ev ortamıdır. Bunun ön koşulu da; anne-babasının ruh sağlığının huzurlu, sakin ve tutarlı olmasıdır.

“Çocuğun ihtiyacı olan şey; huzurlu, güvenli, samimi, tutarlı ve istikrarlı bir ev ortamıdır.”

Evliliğinde ciddi sorunlar yaşayan eşlerin çoğu; evlilikteki yıkıcı ve yorucu havaya “çocuk için katlandıklarını” söylerler. Halbuki o yıkıcı hava; çocukların ruhuna zaten ciddi zararlar vermektedir. Bir evlilikte gerçekten mutluymuş gibi yapılamaz, yapılmaya çalışılsa bile bu yapay ve sahte olur. Anne-babalar evliliklerindeki mutsuzluklarını çocuklarına “yansıtmadıklarını” söyleseler de, bu düşünceleri kendilerini kandırmaktan öteye gitmez, çünkü çocukların sezgileri kuvvetlidir ve evdeki olumsuzlukları hissederler. Birçok çocuk ve ergenin; anne-babasının yaşadıkları çatışmaya maruz kalmakla ilgili duygularını terapistlerle açıkça paylaştığı bilinen bir gerçektir.

Evlilikte yaşanan problemleri; kadınlar konuşarak çözme eğilimindeyken, erkekler geçiştirmeye, ertelemeye veya sorunun üzerini örtmeye daha eğilimlidirler. Fakat kadınlar; kocası tarafından ciddiye alınmadıkça daha tahammülsüz ve öfkeli hale gelip, kocasının gözünde “dırdırcı eş” olarak gözükebiliyor ve erkekler evlilikte kendi dünyalarına gömülüp eşlerine duvar örerek “kavga istemediklerini” söyleyebiliyorlar.

Eşlerin karşılıklı inatlaşan tutumları; sonuç olarak daha çok uzaklaşmalarına ve aralarındaki sıcak veya soğuk bir savaşın devamına yol açabiliyor.Birçok eş yukarıda özetlenen yorucu halleri yaşadıkça birbiriyle konuşamaz veya konuşmaz hale gelebiliyorlar. Birçok evli insan; eşiyle olan ilişkisine sadece kendi penceresinden baktığı için, sadece kendini haklı görebiliyor, eşini sürekli eleştiren ve suçlayan bir tutuma bürünebiliyor. Kimi eşler; karşılıklı inatlaşmalarla, birbirlerinin kalbini kırıp, özür bile dilemiyor.

Özür yüzeysel olduğunda veya aynı hata sık sık tekrarlandığında; kalbi kırılan eş affedici olamıyor. Karşılıklı saygı, güven ve yakınlık hisleri tahrip oluyor. Öfke ve kırgınlık birikip; hiddete, kin ve nefret gibi yıkıcı hislere dönüşebiliyor. Bütün bu olumsuz ve yıkıcı hisler; eşler arasında duygusal ve cinsel uzaklaşmayı körükleyebiliyor.

Share
basarakman

No Comments

Post a Comment